15 Mart 2013 Cuma

Kerem Görsev ve Ankara Caz Festivali


Ankara Caz Festivalinin bu yıl 16.sı düzenlendi. Festival programı yaklaşık 45 günlük bir süreye yayılmış vaziyetteydi ve bu sene ağırlıkla gitar sanatçıları programda yer alıyordu. Programdan seçtiğim sadece 2-3 konser vardı fakat ilk ikisi yarıyıl tatiline rastgeldi ve geriye sadece bu konser kalmış oldu. En son söyleyeceğimi en başta söylemek istiyorum; bu konser tüm festival programına bedeldi benim için.



Kerem Görsev 2010 yılında Londra Filarmoni Orkestrasıyla kaydettiği Therapy albümünün turnesi sayılabilecek bir konserle Ankara'da sahne aldı. CD kaydında yer alan Grammy ödüllü Ernie Watts saksafonuyla Kerem Görsev Trio'ya eşlik ederken ; orkestra olarak Akademik Başkent Orkestrası seçilmişti. Orkestrayı orjinal albüm kaydında da yer alan yine Grammy ödüllü, dünya ünlü sanatçı Alan Broadbent yönetti.



Konserde albümdeki parçaların yanı sıra Kerem Görsev'in gelecek albümünden bir parça ve bazı ünlü caz eserleri de çalınarak bizlere eşsiz bir gece yaşatan tüm sanatçılara teşekkür etmek isterim. Özellikle bis kısmındaki doğaçlamalar ve Kerem Görsev ile Alan Broadbent'in 4 el piyano performansı eşsizdi. Ernie Watts ise yaşına rağmen perfromansıyla neden Grammy ödülünü hakettiğini bir kez daha ispatlamış oldu.

Konser sonrası imza.
Konserin benim için en hoş tarafı ise bisten önce alkış sonrası salonu terk etmeye başlayan bazı seyircilere Kerem Görsev'in söylediği sözlerdi:
- Biz sizin için ta nerelerden kimleri getirdik, siz gidiyorsunuz!


6 Mart 2013 Çarşamba

The Following

Bu yılın bence en seyredeğer dizisi şu ana kadar The Following oldu. Dizi FOX kanalında yayınlanıyor ve şu ana kadar 7 bölümü yayınlandı.



Dizinin konusu kısaca şöyle: Ünlü seri katil JOE CARROLL (James Purefoy) ölüm hücresinden kaçar ve yeni bir çılgınlığa soyunur. Bunun üzerine FBI, eski ajan RYAN HARDY'i (Kevin Bacon) davaya danışmanlık yapması için departmana geri çağırır. Artık göz önünde olmayan Hardy, edebiyat öğretmenliği yaptığı Virginia Üniversitesi'nin kampüsünde 14 kız öğrenciyi öldüren Carroll'ın dokuz yıl önce yakalanıp hapse atılmasından sorumludur. Hardy, Carroll'la ilgili her şeyi bilmektedir. Belki psikolojik ve entelektüel anlamda tek dengidir. Ancak yıllar önce Carroll davasını çözen Ryan Hardy artık farklı bir adamdır. Bu seri katili yakalamak için harcadığı süre boyunca hem fiziksel hem de zihinsel olarak yaralanmış olan Hardy sahadan ayrılalı uzun zaman olmuştur. Bu soruşturma Hardy'nin kurtuluşudur, harekete geçme çağrısıdır.



Dizi sıradan bir polisiye gibi başlayor fakat ilerledikçe aslında olayın ne kadar karmaşık olduğu ve işin içinde çok iyi düşünülmüş ince planların olduğunu anladıkça bağımlılık yaratıyor.



Edgar Allan Poe'nun dizide ne işi var demeyin. Olaylar ortaya çıktıkça Joe Carrol'un cinayet ve söylemlerinde Poe'nun hikayelerinden esinlendiğini ve çevresinde oluşturduğu hayran kitlesiyle birlikte bu olayı adeta bir tarikata (dizide Cult diye geçiyor) dönüştürdüğünü anlıyoruz. Ayrıca her bölümde Poe'dan en az bir kaç alıntı da yer alıyor farklı şekillerde. Hatta bu sebepten dolayı diziye kafayı taktıktan sonra gidip Edgar Allan Poe'nun Bütün Hikayeleri kitabını alıp okumaya başlamam da cabası. Kitap için buradan.



Yakın zamanda FOX dizinin 2. sezonunun da olacağı müjdesini verdi, bu sayede genelde seyretmeye yeni başladığım dizilerinin iptal olması geleneği/şanssızlığı da yıkılmış oldu.Diziyle ilgili ayrıntılı bilgi için...


21 Şubat 2013 Perşembe

Venedik Taciri

Uzun süredir gerek işlerimin yoğunluğu gerekse de malum sebeplerden pek devlet tiyatrolarına gidemiyordum. Geçen cumartesi yarattığım bir fırsat sonucu ancak salonun son sırasından yer bularak bir gün öncesinden bilet alarak Küçük Tiyatroda ''Venedik Taciri'' adlı oyunu izledim.


Oyun William Shakespeare'in meşhur eserinden uyarlama ve bir çok defa filme de uyarlanmış konusu herkesçe malum. Yine de Devlet tiyatrolarının sayfasından alıntılayarak konusun şöyle özetleyebiliriz:

Armatör-Tüccar Antonio, evlenmek için paraya ihtiyacı olan genç dostu Bassanio için Tefeci Shylock’tan borç ister ancak bir Katolik olarak faize karşıdır ve faizle para veren Shylock’tan nefret etmektedir. Şöyle bir anlaşmaya varırlar; Antonio aldığı borcu vadesinde ödemezse Shylock, onun bedeninin istediği yerinden yarım libre et kesecektir. Antonio’nun genç dostu Bassanio beğendiği zengin kızla evlenir. Ancak, bu arada Antonio’nun gemilerinin battığı haberi gelir. Kozlar Shylock’un elindedir…

 
Genel olarak vasat bir oyun olduğunu söyleyebilirim.izlerken sıkılmadım. Bu arada salon görevlisi bana bir kıyak yaparak ön sıralarda (5.sıra) boş bir koltuğa alınca oyunun içine daha iyi girebildim sanırım. Oyunun en beğendiğim yönü ise müzikleri ki Can Atilla imzalıydı ve Tamer Levent'in  oyunculuğuydu. Çok başarılı bir Shylock yorumu ortaya koydu.

Tamer Levent (Shylock)




12 Şubat 2013 Salı

H J Lim ve Bilkent Senfoni Orkestrası Konseri

Daha önce hiç gitme fırsatı bulamadığım Bilkent Senfoni Orkestrası konserlerine, sene başında ilan edilen programı görünce ajandama derhal kaydettiğim ve biletler çıkar çıkmaz aldığım H J Lim konseriyle başladım. Bu seneki programda Alice Sara Ott ile birlikte beni en çok heyecanlandıran solist olan H J Lim bugüne kadar Beethoven'in bütün sonatlarını kaydeden en genç (24 yaşında) piyanist olarak biliniyor. EMI plak şirketinin yıldız sanatçılarından olan Lim, 2012'de ABD ve Kanada'da, Billboard Classical Overall Chart ve Classical iTunes Charts'da, şimdi ise bütün dünyada bir numara olan ilk ve tek klasik piyanist olarak bilinmektedir.

  

Programda sanatçı Beethoven'ın Do minör Op.37, 3 nolu Piano konçertosunu seslendirirken seyircinin ısrarlı alkışları karşısında 3 kere bis yaparak bu eşsiz müzik zevkini taçlandırmış oldu. Kendisini canlı dinlemenin benim için oldukça büyük bir keyif olduğunu söylemedenedemeyeceğim.
Aranın ardından orkestra şef Işın Metin yönetiminde Wagner'in Tristan ve Isolde operasının üvertürünü ve sonrasında da Beethoven'ın pek fazla çalınmayan ve bilinmeyen  4. Senfonisini seslendirerek geceyi noktaladı.


Sanatçı hakkında daha fazla bilgiyi buradan ve şuradan edinebilirsiniz.

Sanatçının tüm Beethoven sonatlarının kaydına ise şuradan ulaşabilirsiniz.






Kuçu Kuçu

 Tembellik ve yoğunluk birleşince post yazmak da gecikiyor haliyle. Geçtiğimiz haftalarda izleyip de yazma fırsatı bulamadığım Aysa Prodüksiyonun yeni oyunu Kuçu Kuçu'yu yazmak da bugüne kaldı. Fransız yazar Fabrice Roger'ın eseri olan oyun Kerem Ayan tarafından uyarlanmış ve yine kendisi tarafından yönetilmiş.



İki kişilik oyunumuzda baş rolleri Özgü Namal ve Selen Uçer paylaşıyor. Oyunun konusu ise kısaca şöyle:
''Daha çocukken bundan farklı bir hiyerarşik ilişki içinde bir araya gelen iki kadın, yetişkinliklerinde karşı karşıya geliyor. Popüler olanla çirkin olan, zengin olanla dargelirli... Farkında olarak ya da olmayarak, geçmişin travması peşlerini hiç bırakmamış. Melda, skor tabelasını değiştirmek istiyor, rövanşı almak, bu defa kazanan olmak. Melis, “Hala çocukluk meselelerinde misin?” diyor, kendi atlatabilmiş gibi. Bu iki eski arkadaş, maçı iki eşit insan olarak sürdürebilecek mi?''




Oyunu çok beğendiğimi belirtmem lazım.Gerçi uzun süredir tiyatroya pek gitmediğim ve artan özlemimin beğenmemde rolü olsa da oyunculuklar oldukça başarılıydı. Özellikle Selen Uçer benden tam not aldı. Bir yerde bu oyuna rastlarsanız mutlaka gitmeye çalışın derim.